Düzenleyiciden kaçmak yerine düzenleyicinin çalışma yöntemini değiştirme fikri

Grayscale, 21Shares ve a16z dahil bazı sektör oyuncuları SEC'den yeni ve "novel" ETF'lerin inceleme süreçlerinin hızlandırılmasını, hatta gizli taslak başvurularının kullanılmasını istiyor.

Bu, klasik "SEC kriptoya izin verecek mi?" tartışmasından farklı bir gelişme.

Bu açıdan baktığımızda da SEC'in kripto yaklaşımında dikkati çeken konu "izin" değil, süreç.

Çünkü sektör artık sadece "SEC bize ne zaman izin verecek?" demiyor.

"SEC'in izin verme mekanizması nasıl çalışacak?" diye soruyor.

Grayscale ve 21Shares gibi büyük oyuncuların ETF inceleme süreçlerinin hızlandırılması ve gizli taslak başvurular gibi yöntemlerin değerlendirilmesi yönündeki talepleri bana önemli bir değişimi gösteriyor.

Kripto sektörü artık düzenleyicinin dışında bir alan olmak istemiyor.

Düzenleyicinin sisteminin içinde daha hızlı hareket etmek istiyor.

Bence bu, sektörün olgunlaşmasının önemli göstergelerinden biri.

Çünkü gerçek kurumsallaşma, regülasyondan kaçmak değil.

Regülasyonun nasıl işleyeceğini tartışmaya başlamaktır.

SEC'in önündeki asıl sınav da artık kriptoyu engellemek veya serbest bırakmak değil.

Yeni finansal ürünleri mevcut düzenleme hızına nasıl sığdıracağı...

Fan Token'dan Hisse Token'ına geçiş

Socios ve Securitize'ın profesyonel spor kulüplerinin azınlık hisselerini tokenize etmek için ortaklık kurduğu bildirildi.

Buradaki kritik ayrıntı şu: Bu ürün fan token değil. Socios'un mevcut fan tokenları taraftar etkileşimi için kullanılmaya devam ederken, yeni "Socios Equity Token" gerçek ekonomik sahipliği temsil eden ve finansal regülasyona tabi bir ürün olacak.

Aynı gelişme Nasdaq ve Morningstar tarafından da duyuruldu.

Fan token dünyasında bugünlerde bence çok önemli bir sınır çiziliyor.

Yıllardır taraftara "kulübünle etkileşim kur" diyen token modelini konuşuyoruz.

Şimdi ise başka bir şey geliyor:

Kulübün ekonomik sahipliğine erişim.

Socios ve Securitize'ın geliştirdiği modelde fan token ile hisse tokenı birbirinden ayrılıyor.

Bence bu ayrım çok önemli.

Çünkü taraftar olmak başka bir şey.

Yatırımcı olmak başka bir şey.

Tokenizasyon bu iki kavramı birbirine karıştırmak yerine, aralarındaki farkı daha görünür hale getiriyor.

Ben spor dünyasında asıl büyük dönüşümün fan token sayısının artmasıyla değil, kulüplerin sermaye yapısının tokenize edilmesiyle başlayacağını düşünüyorum.

Çünkü o noktada taraftar sadece bir topluluğun üyesi olmaktan çıkıp,

ölçülebilir ekonomik değerin yatırımcısı haline gelebilir.

Fan tokenların geleceğini bugün biraz da buradan okumak gerekiyor...

Ethereum'da büyük yatırımcı satış yaparken fiyatın yükselmesi ne anlatıyor ?

Japon şirketi Remixpoint, Ethereum, Solana, XRP ve Dogecoin pozisyonlarının tamamını satarak yaklaşık 4,47 milyon dolar elde etti ve yaklaşık 1.501 BTC ile Bitcoin'i şirket hazinesindeki tek kripto varlık haline getirdi.

Burada özellikle Ethereum açısından ilginç bir çelişki var: Bir şirket ETH pozisyonunu kapatırken, aynı dönemde ETH fiyatı yeniden 2.500 dolar bölgesini test ediyor. Fortune da 4 Eylül'de ETH'yi yaklaşık 2.453 dolar seviyesinde gösteriyor.

Ethereum konusunda benim dikkatimi fiyat değil, kurumsal tercihler arasındaki ayrışma çekiyor.

Bir tarafta Ethereum'u portföyünden çıkaran şirketler var.

Diğer tarafta ETH yeniden güçlü fiyat seviyelerine geliyor.

Bu bana şunu söylüyor:

Artık kurumsal yatırımcıların kripto yaklaşımı tek bir hikayeye bağlı değil.

Bir şirket Bitcoin'i rezerv varlık olarak görüyor.

Başka bir şirket Ethereum'u teknoloji altyapısı olarak değerlendiriyor.

Bir diğeri ise risk-getiri hesabını tamamen farklı yapıyor.

Bence Ethereum'un geleceği açısından asıl önemli konu da burada.

ETH'nin sadece fiyatının yükselmesi değil,

kurumların Ethereum'u hangi amaçla bilançolarına koyacağı.

Çünkü Bitcoin ile Ethereum aynı işi yapmıyor.

Dolayısıyla ikisine aynı yatırım teziyle bakmak giderek daha büyük bir hata olabilir.

Bana göre Ethereum'un önündeki asıl soru artık "Bitcoin'i geçecek mi?" değil.

Kurumsal finans dünyasında kendisine hangi rolü kabul ettirecek...

12 yıllık PostgreSQL açığı bana Yapay Zeka kadar eski yazılımı da düşünmemiz gerektiğini söylüyor

SecurityWeek, 12 yıllık PostgreSQL güvenlik açığının düşük yetkili saldırganların kod çalıştırmasına, PostgreSQL süper kullanıcı erişimi kazanmasına ve sunucuya zararlı yazılım yerleştirmesine imkan verebildiğini bildirdi.

Siber güvenlikte en tehlikeli şey bazen yeni teknoloji değil, eski teknoloji

Yapay zeka çağında siber saldırıları konuşurken sürekli yeni tehditlere bakıyoruz.

Oysa PostgreSQL'deki 12 yıllık bir açığın yeniden gündeme gelmesi bana başka bir gerçeği hatırlatıyor.

Dijital dönüşüm eski sistemleri ortadan kaldırmıyor.

Üzerlerine yeni sistemler inşa ediyoruz.

AI geliyor.

Bulut geliyor.

IoT geliyor.

Blockchain geliyor.

Ama şirketin arka planda çalışan eski veritabanı hala orada duruyor.

Ve saldırgan için en yeni teknolojiye saldırmak her zaman gerekli değil.

Bazen en eski açık yeterli.

Bence şirketlerin siber güvenlik stratejisinde çok önemli bir değişiklik gerekiyor.

Sadece "hangi yeni teknolojiyi kullanıyoruz?" sorusunu değil,

"hangi eski teknolojiyi hala taşıyoruz?"

sorusunu da sormalıyız.

Çünkü dijital dünyanın en yeni binasını kurarken,

temelindeki 12 yıllık çatlağı unutursak,

çok gelişmiş bir sistem kurmuş olmayız.

Sadece daha büyük bir saldırı yüzeyi oluşturmuş oluruz...

Nvidia'nın Hugging Face satın alımında asıl mesele 13 milyar dolar değil

Nvidia'nın Hugging Face'i yaklaşık 12,9 milyar dolara satın alması kesinleşti. Hugging Face'in 3 milyondan fazla model ve 18 milyondan fazla geliştirici tarafından kullanılan büyük bir AI ekosistemine sahip olduğu belirtiliyor.

Yapay zeka yarışında artık sadece modeli değil, modeli kullanan topluluğu da satın alıyorlar

Nvidia'nın Hugging Face için yaklaşık 13 milyar dolar ödemesini yalnızca büyük bir satın alma olarak değerlendirmiyorum.

Bence burada daha önemli bir strateji var.

AI ekosisteminin kendisini satın almak.

Çünkü yapay zekâ dünyasında güçlü olmak artık yalnızca en iyi modele sahip olmak anlamına gelmiyor.

Geliştiriciler nerede?

Modeller nerede?

Veriler nerede?

Araçlar nerede?

Topluluk nerede?

Bunların hepsi artık rekabetin parçası.

Hugging Face'in milyonlarca geliştiriciyi ve milyonlarca modeli bir araya getirmesi bu nedenle çok değerli.

Bence önümüzdeki dönemde AI yarışını yalnızca model büyüklüğü üzerinden okumak büyük hata olacak.

Ekosistem büyüklüğü çok daha önemli bir gösterge haline gelecek.

Çünkü en iyi yapay zekayı yapmak kadar,

milyonlarca insanın o yapay zekayı geliştirmesini sağlamak

da stratejik güç.

AI savaşının bir sonraki cephesi laboratuvar değil,

ekosistem olacak...