Yapay zeka ajanları gerçekten ödeme yapmaya başlarsa blockchain'in ölçek problemi yeniden masaya gelecek

The Block'un 29 Eylül tarihli analizinde AI ajanlarının birbirleriyle ödeme yapmaya başlamasının blockchain ağlarında yeni bir ölçeklenme baskısı yaratabileceği ele alınıyor. Ben bu habere “AI ajanları blockchain kullanacak” tarafından bakmıyorum. Bence burada çok daha önemli bir ekonomik değişim var. Bugün blockchain işlemlerinin büyük bölümünde işlemi başlatan insan. Bir insan cüzdan açıyor, bir insan ödeme yapıyor, bir insan onaylıyor. AI ajanları devreye girdiğinde ise durum tamamen değişebilir. Bir milyon insanın yaptığı işlemi bir milyon insan yapmayacak; milyonlarca işlem yapan milyonlarca dijital ajan ortaya çıkacak. Bu da blockchain ağlarının işlem kapasitesi açısından bugüne kadar karşılaşmadığı bir talep yaratabilir. Dolayısıyla AI ajanlarının ekonomiye girmesi blockchain için sadece yeni bir kullanım alanı değil; yeni bir trafik modeli. Bence blockchain projelerinin önümüzdeki dönemde kendilerini “saniyede kaç işlem yapıyoruz?” diye değil, milyonlarca otonom ekonomik aktör aynı anda işlem yaptığında ne oluyor? sorusuyla test etmeleri gerekecek...

Ethereum'da “ne kadar ETH tutuluyor?” sorusunun yerini "bu ETH'nin nasıl çalıştırıldığı?" sorusu aldı

BitMine'ın 28 Eylül'de yaptığı açıklamaya göre şirketin Ethereum varlığı 6 milyon ETH'nin üzerine çıktı ve toplam arzın yaklaşık yüzde 4,9'una ulaştı. Şirket ayrıca elindeki ETH'nin büyük bölümünü stake ediyor. Ben bu haberi “BitMine Ethereum topluyor” diye okumuyorum. Bence burada yeni bir kurumsal model oluşuyor: Kurumsal Ethereum hazinesi artık pasif bir varlık deposu olmaktan çıkıp üretken bir varlığa dönüşüyor. Bitcoin tarafında kurumun elindeki BTC temel olarak fiyat hareketine maruz kalıyor. Ethereum tarafında ise kurum ETH'yi tutabilir, stake edebilir ve ağın ekonomik faaliyetinden gelir elde etmeye çalışabilir. Bu çok farklı bir bilanço mantığı. Dolayısıyla Ethereum'un kurumsal yatırım hikâyesinde yeni soru bana göre şu: “Kim daha fazla ETH topluyor?” değil. “Kim elindeki ETH'yi en verimli şekilde ekonomik bir üretim aracına dönüştürüyor?” Bence Ethereum'un kurumsal yatırım tezinin bundan sonraki aşaması burada şekillenecek...

ABD'de kripto düzenlemesinin merkezi artık Kongre değil, uygulamanın kendisi haline geliyor

SEC personelinin güncellenmiş kripto FAQ'larında çalışan bir blockchain üzerindeki belirli token geri alımlarının, ağ geliştirme faaliyetlerinin ve bazı staking receipt tokenlarının otomatik olarak menkul kıymet kabul edilmediğine ilişkin açıklamalar yapılması bence çok önemli. Burada benim dikkatimi çeken nokta CLARITY Act'in geçip geçmemesi değil. Piyasa, Kongre'nin yasama sürecini beklemeden daha ayrıntılı bir uygulama çerçevesi almaya başladı. Bu çok farklı bir durum. Çünkü bir şirket açısından “yasa henüz çıkmadı” demek, operasyonunu sonsuza kadar bekletmek anlamına gelmiyor. Şirketler token çıkaracak. Ağlarını geliştirecek. Token geri alacak. Staking mekanizmaları kuracak. Ve bütün bunların mevcut menkul kıymetler hukukuyla nerede kesiştiğini bilmek zorunda. Dolayısıyla benim bugün SEC açısından gördüğüm değişim şu: Kripto düzenlemesi artık yalnızca yeni bir yasa yazma meselesi değil; mevcut hukukun dijital varlık ekonomisine hangi koşullarda uygulanacağını parça parça tanımlama süreci. CLARITY Act'in siyasi süreci devam ederken piyasanın hukuki gerçekliği de kendi başına şekilleniyor...

Stablecoin ekonomisinde asıl kırılma noktasında büyük bankalar yer almaya başlıyor

Citi'nin Coinbase ile kurduğu yeni ortaklık kapsamında kurumsal müşterilerin stablecoin ödemelerini kabul edebilmesi ve Citi'nin blockchain tabanlı Token Services altyapısını genişletmesi bana göre stablecoin piyasasının geldiği noktayı gösteriyor. Ben bu haberi “Citi kriptoya giriyor” diye okumuyorum. Çünkü Citi zaten küresel bir banka. Bence asıl mesele şu: Stablecoin artık bankaların dışında çalışan alternatif bir ödeme sistemi olmaktan çıkıp bankaların kendi ödeme altyapısına eklenmeye başlıyor. Bu çok kritik. Çünkü stablecoinlerin kitlesel kullanımının önündeki en büyük engellerden biri teknoloji değildi. Kurumsal finans sistemleriyle entegrasyondu. Şimdi bankalar kendi müşterilerine stablecoin ile ödeme kabul etme, transfer etme ve settlement yapma imkânı vermeye başladığında, stablecoinlerin kullanım alanı kripto borsalarının çok dışına çıkabilir. Bence stablecoinlerin gerçek büyüme hikâyesi artık kripto piyasasında değil; kurumsal ödeme sistemlerinde başlayacak...

Kripto güvenliğinde yeni tehdit özel anahtarın çalınması yerine güvenlik modülünü taklit

Decrypt'in 29 Eylül tarihli haberinde UC San Diego liderliğindeki araştırmacıların, özel anahtarı ele geçirmeden bir donanım güvenlik modülünü taklit edebildiği bir RSA saldırısını gösterdiği aktarılıyor. Ben bu habere klasik “kripto cüzdanlar hacklenebilir” tarafından bakmıyorum. Çünkü burada daha önemli bir şey var. Bugüne kadar güvenlik mimarisinin temel varsayımı şuydu: Anahtar çalınmadıysa varlık güvende. Yeni saldırı türleri bu varsayımı sorgulatıyor. Donanım güvenlik modülünün davranışı taklit edilebiliyorsa, güvenlik artık yalnızca anahtarın nerede tutulduğuyla açıklanamaz. Sistemin dışarıdan verdiği tepkilerin de güvenli olması gerekiyor. Bu nedenle kurumsal kripto saklama sistemlerinde yeni dönemin sorusu bana göre: “Private key nerede?” olmaktan çıkıp; “Anahtara erişmeden sistemin davranışı manipüle edilebilir mi?” sorusuna dönüşecek. Bence özellikle banka ve kurumsal saklama altyapılarında bu ayrım çok önemli...